ADALETİN TERK EDİLDİĞİ TOPLUMLARIN KAÇINILMAZ SONU

Gelişmiş toplumlarla İslam dünyasını kıyasladığımızda, aradaki uçurumun en temel sebebinin teknik yetersizlik değil, adalet mekanizmasının işleyişi olduğunu görüyoruz. Adaletin bir kurum olmaktan çıkıp, kişilerin veya siyasi çıkarların elinde bir araç haline gelmesi, toplumsal çürümenin ilk halkasıdır. Tarih bize göstermiştir ki; adaletin olmadığı bir yerde ne huzur kalır ne de kalkınma.




Gücün Tekelleşmesi ve Hukukun Bedeli

Geçmişte yapılan hukuksuzluklara "bunlar şahsi değil, genel meseleler" diyerek sessiz kalanlar, günün sonunda o sessiz kaldıkları adaletsizliğin kurbanı oldular. Oysa o dönemde adaletin bağımsızlığı için mücadele verilseydi, bugün bambaşka bir toplumsal yapıyı konuşuyor olabilirdik. Maalesef bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız: Adalet sistemi, bağımsız bir denetim mekanizması olmak yerine, belirli güç odaklarının kontrolüne bırakılma riskiyle karşı karşıya.




Hz. Ömer’in Adalet Mirası ve Günümüz Gerçekleri

Devlet adamlarının dilinden düşürmediği Hz. Ömer’in adalet anlayışı, aslında çok net bir sorumluluk bilinci taşır. Rivayete göre; Hz. Ömer bir gün Abdurrahman bin Avf’tan borç ister. Bin Avf, parayı devlet hazinesinden alıp sonra iade etmesini önerince Hz. Ömer şu tarihi cevabı verir:




"Ey Abdurrahman! Borcu senden istiyorum; çünkü ödeyemezsem seninle helalleşmem kolay olur. Ama devlet hazinesinden alırsam, bütün bir milletle helalleşmem gerekir ki bu imkansızdır. Ne malım ne de sevabım o yükün altından kalkmama yetmez."

Şimdi sormak gerekir: Hz. Ömer’in adaletini dillerine pelesenk edenler, bu hassasiyetin yüzde kaçını uygulamaya döküyor? Adaletin zayıflatıldığı her sistemde, bedeli her zaman halk ödemiştir.




Hesap Verilebilirlik ve "Çoban Hesabı"

Şeffaflığın olmadığı yönetimleri anlatan meşhur halk hikâyesindeki çoban, emanet aldığı 100 koyunun hesabını ağasına şöyle verir: "Yağmur yağdı gök çatladı, 72'sinin ödü patladı. Onunu kasaba verdim, onunu hesaba katma. Kurt kaptı ikisini, işte getirdim birinin derisini!"

Ağanın çobanın yüzüne yoğurt fırlatarak verdiği cevap ise bugünler için de geçerlidir: "Hesabı böyle üçkâğıtçı ağızla verenin yüzü de böyle ak olur!"




Sonuç

Bireylerin adalet sisteminden umudunu kestiği, güçlünün hukukunun hukukun gücünü ezdiği toplumlar "çoban hesabı" yapan yöneticilerin elinde erimeye mahkumdur. Gerçek adalet, ancak her bir bireyin hakkı eşit şekilde korunduğunda tesis edilebilir. Aksi takdirde, tarih tekerrürden ibaret kalacak ve toplumlar kaybeden taraf olmaya devam edecektir.