Medeniyetler Şehri Antakya: Tarih, Lezzet ve Hoşgörü Yolculuğu

"Antakya anlatılmaz, yaşanır" derler. Biz de bugün bu kadim şehri, toprağını ve suyunu bilen bir Antakyalıdan dinliyoruz. Bir yabancı bu şehre ilk kez geldiğinde nereden başlamalı, neler yemeli ve hangi sokaklarda kaybolmalı? İşte adım adım Antakya rehberimiz...





İlk Durak: Tarihin Tanığı Arkeoloji Müzesi

Eğer tarihi seviyorsanız, Antakya'daki ilk durağınız mutlaka Arkeoloji Müzesi olmalıdır. Dünyanın sayılı müzelerinden biri olan bu yapı, özellikle Mozaik koleksiyonu ile dünya ikincisidir. Antik çağda Kahire ve İskenderiye’den sonra dünyanın üçüncü büyük yerleşim merkezi olan kentin tüm ihtişamı bu müzede sergilenmektedir.





İnancın İlk Adresi: Saint Pierre Kilisesi

Habib Neccar Dağı’nın eteklerinde, kayalara oyulmuş 13 metrelik bir mağara... Burası, dünyanın ilk kilisesi olarak kabul edilen Saint Pierre (Aziz Petrus) Kilisesi. Hristiyan isminin dünyada ilk kez kullanıldığı bu kutsal mekan, Vatikan tarafından hac yeri ilan edilmiştir. Mağaranın içinde bulunan gizli kaçış tüneli ve vaftiz törenlerinde kullanılan kutsal su, ziyaretçileri binlerce yıl öncesine götürüyor. Kilisenin hemen ilerisinde ise veba salgınından korunmak için yapılmış gizemli "Cehennem Kayıkçısı" kabartması sizi karşılar.





Lezzet Şöleni: Mezelerden Künefeye

Gezmekten yorulduğumuzda rotamızı Kurtuluş Caddesi’ne çeviriyoruz. Tarihi bir Antakya evinde, yöresel lezzetlerin başkenti olan masamıza oturuyoruz. Antakya mutfağı sadece yemek değil, bir sanattır. Masayı donatan mezelerle başlıyoruz:





  • Muhammara (Cevizli Biber)
  • Humus (Nohut Ezmesi)
  • Fava (Bakla Ezmesi)
  • Zeytin Ufalaması ve Zahter (Kekik) Salatası.

Ana yemekte ise Antakya'nın meşhur Sini Kebabı, Kağıt Kebabı ve meşhur içli köftesi olan Oruk var. Oruk, incecik açılmış dış harcı ve bol cevizli, baharatlı iç harcıyla Antakya sofralarının tacıdır. Finali ise elbette şerbeti üzerinde coşuldayan, peyniri uzayan meşhur Antakya Künefesi ile yapıyoruz.

Antakya; dar sokakları, binlerce yıllık kilise ve camileriyle sadece bir şehir değil, bir duygudur.


Doktor Muhittin Kumru